Vardiyadaki vampirler
Gece boyunca rüzgâr türbinlerinin altında çalışan işçi vampirlerin sahte belgeseli “Vampyr”, iklim krizinin ortasında yükselen enerji politikalarını ve onların görünmeyen taraflarını sarsıcı bir dille görünür kılıyor.
MELİSA VARDAL – Avrupa yeni sıcak hava dalgalarıyla mücadele ederken iklim krizine karşı çıkış yolu olarak yenilenebilir enerji yatırımları gösteriliyor. Rüzgâr türbinleri ise bu dönüşümün en görünür simgelerinden biri. Peki temiz enerji gerçekten herkes için mi üretiliyor? Bu dönüşüm halkı ve yaşadıkları coğrafyaları da koruyor mu, yoksa yalnızca yeni yatırım alanlarını mı büyütüyor? Beykoz Kundura ortak yapımı “Vampyr” bu soruları akıllarda bırakıyor. Şilili tiyatro yazarı ve yönetmeni Manuela Infante’nin sahte belgesel (mockumentary) estetiğiyle kurduğu oyun, seyirciyi korku türünün tanıdık vampirlerinden çok, gece vardiyasında çalışan, dinlenemeyen ve görünmez bırakılan işçi-vampirlerle karşılaştırıyor. İspanyolca sahnelenen ve Türkçe üst yazıyla takip edilen yapım, belgesel ile kurmacanın sınırlarını bilinçli biçimde bulanıklaştırıyor.

Sahne açıldığında siyah kasaların içinden çıkan iki yaratık, tek kelime etmeden kim olduklarını anlatıyor. Sivri dişleri, hayvansı hareketleri ve boğuk sesleriyle vampiri andırıyorlar ancak bu kez kan emen değil, iş tulumlarıyla gece vardiyasına çıkan, bir nevi kanları emilen emekçiler olarak karşımıza çıkıyorlar. Görevleri, rüzgâr türbinlerinin öldürdüğü yarasaları toplamak. Onlara eşlik eden dış ses ise bir belgesel anlatıcısı gibi bilimsel raporlar, saha araştırmaları ve tanıklıklar üzerinden görünmeyen bir felaketin izini sürüyor. İlk bakışta münferit görünen olay, oyunun ilerleyen dakikalarında sistematik bir sömürünün parçası hâline geliyor. Araştırmada işe gitmeyen bir işçi hakkında yapılan “Hasta mıydı?”, “Hayır.” “Ölü müydü?”, “Hayır.” “Yaşıyor muydu?”, “Hayır.” diyaloğu yaşamakla ölmek arasına sıkıştırılmış ‘varlıklara’ işaret ediyor. Bilim insanının hazırladığı rapor da bu düzenin nasıl işlediğini gözler önüne seriyor. Şirket, türbinlerin yarasaların ölümünden sorumlu tutulamayacağını ilan ederken raporun “etkiler tam olarak bilinemez” diyen bölümleri sessizce geçiştiriliyor. Böylece bilim, gerçeği ortaya çıkaran değil şirketlerin sorumluluğunu görünmez kılan bir araca dönüşüyor. Bilginin nasıl yönetildiğine de dikkat çeken oyunun en çarpıcı sorusu ise finale doğru beliriyor. Türbinlerin yükseldiği yerde eskiden çilek tarlaları bulunduğunu anlatan bir kadın, geçmişte ürünlerini ihraç ettiklerini, bugün ise elektriği ihraç ettiklerini söylüyor. Bölgenin elektrikleri kesilmeye devam ederken üretilen enerji başka ülkelere gidiyor. Böylece oyun, yenilenebilir enerjisini reddetmiyor aksine onların hangi ekonomik ilişkiler içinde üretildiğini sorguluyor. Bugün dünya daha fazla enerji üretirken bu enerji gerçekten kamusal bir hak olarak mı paylaşılıyor, yoksa sadece kâr için mi? “Vampyr” bu soruya kesin bir yanıt vermiyor, seyirciyi rahatsız eden bir boşluk bırakıyor. İklim krizinin giderek derinleştiği bir çağda oyun, belki de en önemli sorunu yeniden hatırlatıyor: Mesele yalnızca nasıl enerji ürettiğimiz değil, o enerjinin kimin için üretildiği, kimin hayatını aydınlatırken kimin yaşamını kararttığı.
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin
Kimin için enerji?
Uluslararası Enerji Ajansı’na göre küresel enerji yatırımları 2025’te ilk kez 3 trilyon doları aştı. Bunun yaklaşık 2 trilyon doları yenilenebilir enerji, elektrik şebekeleri, depolama sistemleri ve diğer temiz enerji teknolojilerine ayrıldı. 2024’te devreye alınan yeni yenilenebilir enerji projelerinin yüzde 91’i, yeni fosil yakıt santrallerinden daha düşük maliyetle elektrik üretti. Ancak yatırımlardaki bu büyüme enerjiye eşit erişim anlamına gelmiyor. Veriler enerjiye erişimdeki ilerlemenin yavaşladığını söylerken bugünün dünyasında yaklaşık 655 milyon insan hâlâ elektriğe erişemiyor.
Kaynak: Milliyet