Dolar 45,2300
Euro 53,0398
Altın 6.661,40
BİST 14.495,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Denizli 17°C
Az Bulutlu
Denizli
17°C
Az Bulutlu
Çar 22°C
Per 25°C
Cum 26°C
Cts 27°C

‘Daha çok teknoloji yerine daha çok tekâmül’

Shahzadeh N. İgual, “Bir Gecede Binbir Gece” adlı müzikli anlatısında seyirciyi Şems ile Mevlânâ’nın dönüşüm yolculuğuna ortak ediyor. İgual, “Şems ile karşılaşan Celaleddin’in Mevlânâ’ya dönüşmesi bize şunu söyler: İnsan sabit bir varlık değildir; değişebilir, genişleyebilir, yeniden doğabilir. Bugün dünyanın en büyük ihtiyacı da budur. Daha çok teknoloji yerine daha çok tekâmül’ diyor

‘Daha çok teknoloji yerine daha çok tekâmül’
REKLAM ALANI
26.04.2026 08:24
61

EFNAN ATMACA – İranlı yazar ve sosyolog Shahzadeh N. İgual’in tasarlayıp sahneye koyduğu, özgün müzikal anlatı “Bir Gecede Binbir Gece: Bin Şems Bir Celaleddin”, Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ile Şems-i Tebrizi arasındaki derin bağı konu alıyor. İran’ın UNESCO tescilli kadim “nakkallik” (Naqqāli) geleneğini modern bir sahne estetiğiyle buluşturan performans izleyiciyi iki medeniyet arasındaki narin kültürel köprü üzerinde edebi bir yolculuğa davet ediyor. Bu özel gösteriyi ve İran’da yaşananları İgual ile konuştuk.

■ “Bir Gecede Binbir Gece: Bin Şems Bir Celaleddin” adlı anlatınızın çıkış noktası nedir?

ARA REKLAM ALANI

Mevlânâ ile Şems’in karşılaşması, iki insanın buluşmasından daha fazlasını anlatır: Hakikatin, dostluğun ve dönüşümün mümkün olduğunu hatırlatır. Ben bu anlatıyı hazırlarken çağımızın yorgun ruhuna yeni bir dokunuş kazandırmak istedim.

Bugün insanlık büyük bir bilgi çağında ama aynı zamanda büyük bir anlam krizi yaşıyor, idrak alanları daralıyor. Her şey hızlandı, duygu tüketimi dahil.

“Bir Gecede Binbir Gece” fikri tam da buradan doğdu. Çünkü bazen bir gece, insanın bütün ömrünü değiştirebilir; bazen bir kelâm bin kitaptan daha derin iz bırakabilir. Bu eser, geçmişin sadece nostalji çarkından çıkmadı bugünü iyileştirsin diye doğdu.

■ İki medeniyet arasındaki narin kültürel köprü üzerinde bir yolculuk olarak niteliyorsunuz anlatınızı… Sizce bu iki kültürü birbirine bağlayan en önemli unsur nedir?

En önemli damar, gönül merkezli medeniyet anlayışı. Hem Anadolu hem İran coğrafyası, insanı yalnızca akıl üzerinden konumlandırmamış; vicdan, şiir, merhamet ve irfan zaviyesinden de tanımlamış. Bu yüzden aramızdaki bağ yalnızca tarihî demek doğru olmaz. Aynı zamanda ruhsal.

Dillerimiz farklı olabilir, lehçelerimiz değişebilir; ancak bir annenin duası, bir dervişin sessizliği, bir şairin hasreti iki toplumda da aynı yankıyı bulur. Ortak hafızamızda ekmek, misafirlik, aşk, hikmet ve sabır var. Bu, aynı dili konuşmadan da anlaşmaktır. Modern cihan sınırları büyüttü; oysa kadim dünya daha duygusal geçişler kurmuştu. Benim anlatım da biraz o unutulan köprünün taşlarını yeniden görünür kılma çabasıdır.

■ Mevlânâ’nın yolu bizi hoşgörüye davet ediyor, onun yedi öğüdünü tutsak dünya değişecekmiş gibi geliyor. Siz, en çok hangi mesajı duyalım istersiniz?

Bu eserde hoşgörü kelimesinden daha derin bir mânâyı öne çıkarmak istedim: Dönüşüm cesaretini. Çünkü hoşgörü, bazen yalnızca katlanmak gibi anlaşılabiliyor. Oysa Mevlânâ’nın çağrısı, insanın kendini aşmasıdır. Şems ile karşılaşan Celaleddin’in Mevlânâ’ya dönüşmesi bize şunu söyler: İnsan sabit bir varlık değildir; değişebilir, genişleyebilir, yeniden doğabilir. Bugün dünyanın en büyük ihtiyacı da budur Daha çok teknoloji yerine daha çok tekâmül. İzleyicinin salondan çıkarken “Ben de içimdeki karanlığı aydınlatabilirim” diye mırıldanmasını isterim. Çünkü dünya, kendini dönüştüren insanların toplamıyla değişir.

■ Tasavvuf yolu, manevî şifa ve tefekkür aracı olabilir mi ve kültürler ile inançlar arası diyalog için güçlü bir ortak payda sunabilir mi?

Kesinlikle olabilir. Tasavvuf, bir dinî tartışma alanından önce bir insanlık terbiyesidir. Ahlak haritasıdır. Kalbi arındırmak, kibrin üstesinden gelmek, öfkeyi terbiye etmek, benlik duvarlarını inceltmek… Bunlar yalnızca bir inancın olamaz, bütün insanlığın ihtiyaç duyduğu değerlerdir.

Bugün dünyada insanlar bilgiye ulaşmakta zorlanmazken huzura kavuşmakta güçlük çekiyor. İrfan burada bir yavaşlama sanatı sunuyor. İçe bakmayı, susmayı, dinlemeyi, kendinle yüzleşmeyi öğretiyor. Bu yönüyle manevî bir şifa imkânı taşıyor. Aynı zamanda farklı inançlar arasında da güçlü bir ortak zemindir. Çünkü sevgi, adalet, tevazu ve merhamet bütün semavi geleneklerin ortak dilidir. 

‘İRAN’DA SAVAŞIN ATEŞİ ORTAK AİDİYET DUYGUSUNU GÖRÜNÜR KILDI’

■ İranlı bir kadın olarak ABD ve İsrail’in saldırılarını, söylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? İran’dan haber alabiliyor musunuz; oradakiler ne istiyor, ne düşünüyor?

Savaş, her coğrafyada, her dilde aynı dehşette okunur. Ben nereden gelirse gelsin sivilleri hedef alan her saldırının karşısındayım. Bombaların milliyeti olmaz; acının pasaportu yoktur.

İran halkı çok katmanlı, çok bilinçli ve son derece dirençli bir toplumdur. Dışarıdan tek bir ses gibi görünse de içeride milyonlarca farklı hayat, talep ve düşünce var.

İnsanlar öncelikle onurlu bir yaşam, ekonomik güvenlik, özgürlük alanlarının genişlemesi ve gelecek umudu istiyor. Yani dünyanın başka yerlerindeki insanlar ne istiyorsa, onlar da onu istiyor.

İran’da uzun yıllardır farklı fikirlerde duran, birbirine mesafeli hatta zaman zaman karşı karşıya gelen muhalif kesimlerin böylesi ağır bir savaş atmosferinde ortak bir direnç zemini oluşturması, siyasetin en çetin anlarda yeniden tarif edildiğini gösteriyor. Çünkü bazı dönemlerde ideolojik ayrılıklar geri çekilir, memleketin varlığı ve halkın geleceği daha büyük bir başlık hâline gelir.

Bu savaş yalnızca cephelerin değil, toplumsal hafızanın da sınandığı bir dönem oldu. Devlete muhalif olan birçok insanın ülkenin parçalanmasına, dış müdahaleyle dizayn edilmesine ya da halkın topluca cezalandırılmasına karşı durması, İran toplumundaki siyasal olgunluğun önemli bir göstergesidir. Muhalefet burada yalnızca itiraz eden değil, gerektiğinde ülkesinin onurunu da savunan bir pozisyon aldı. Bazen en sert rüzgârlar kuru dalları kırarken kökleri birbirine daha sıkı bağlar. İran’da da savaşın ateşi, farklı düşünceleri tamamen yok etmek yerine, ortak aidiyet duygusunu görünür kıldı. Çünkü insan, evinin çatısı yanarken önce hangi odada anlaşamadığını değil, yangının nasıl söndürüleceğini düşünür.

“Bir Gecede Binbir Gece: Bin Şems Bir Celaleddin”, 7 Mayıs’ta KKM Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde.

Kaynak: Milliyet

REKLAM ALANI
ETİKETLER: , , , ,
Şehrin nabzını tutan, en son gelişmeleri anında sizlere ulaştıran sesimiz olmaya devam ediyoruz. Denizli’nin sesi olan Denizlim Haber ile şehre dair herşeyi keşfedin. Takipte kalın en yeni haberlerle güncel kalın.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.