Dolar 46,9847
Euro 53,7814
Altın 6.205,71
BİST 14.256,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Denizli 35°C
Az Bulutlu
Denizli
35°C
Az Bulutlu
Cum 34°C
Cts 35°C
Paz 36°C
Pts 36°C

Ekrana değil, ana odaklan

Ekranlar kapanınca sanatla kurulan bağ güçlenir mi? Dünyada yaygınlaşan telefonsuz etkinlik uygulamalarını, kültür-sanat dünyasından isimler ve uzman psikolog Milliyet’e değerlendirdi

Ekrana değil, ana odaklan
REKLAM ALANI
05.07.2026 08:24
25

MELİSA VARDAL – Salon kararıyor, perde açılıyor, sonra karanlığın içinden ekranlar yükseliyor. Kimi sahneyi kaydediyor, kimi birkaç saniyelik bir video için en iyi açıyı arıyor, kimi ise o anı çoktan sosyal medyada paylaşmış oluyor. Canlı performansın birlikte olma duygusu, giderek ekranların arasından izlenir hâle geliyor. Sanatın kendisi değil belki ama onu deneyimleme biçimimiz sessizce değişiyor. Bu dönüşüm yalnızca sanatçıların değil, kültür kurumlarının da gündeminde. Bir zamanlar birkaç anonsla geçiştirilen telefon uyarıları, bugün festivallerin temel tartışmalarından biri. Çünkü mesele artık ortak deneyimin parçalanması ve canlı performansın dijital içerik üretimine dönüşmesi. Dünyanın dört bir yanında konser salonları, tiyatrolar ve festivaller, seyirciyi yeniden ana döndürmenin yollarını arıyor. Bu arayışın son örneği, 2026 programını “Işıklar Sönsün, Telefonlar Kapansın” çağrısıyla duyuran Edinburgh Uluslararası Festivali oldu. Festival yönetimi, telefonların yalnızca sanatçıların dikkatini değil, salondaki ortak odağı da zedelediğine dikkat çekerek izleyiciyi ekranlarını kapatıp performansa eşlik etmeye davet etti. Edinburgh’un kararı tek değil. Bob Dylan ve Jack White uzun yıllardır konserlerinde telefonları kilitli kılıflara koydurarak telefonsuz performanslar gerçekleştiriyor; Placebo ve Pretenders grubunun kurucusu Chrissie Hynde ise ekranların sanatçı ile seyirci arasındaki bağı zayıflattığını savunuyor. Tiyatro sahnesinde de benzer örnekler artıyor. Biz de bu konuyu İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya’ya, müzisyen Yağmur Ender’e, tiyatro oyuncusu Tansu Biçer’e ve Uzman Klinik Psikolog Beldem Sekban’a sorduk, işte yanıtlar… 

‘Yasaklamak yerine müziğin içine çekilmeliler’ 

ARA REKLAM ALANI
Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

İstanbul Müzik Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya:

Akıllı telefonlar artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası. Özellikle gençler için yalnızca bir iletişim aracı değil; sosyalleşmenin, öğrenmenin ve kendini ifade etmenin de doğal bir uzantısı. Bu nedenle, telefon kullanımını tamamen yasaklayan yaklaşımlara temkinli yaklaşıyorum. Elbette canlı performans dikkat ve ortak bir konsantrasyon gerektiriyor; ekranlar ve kayıt alma alışkanlığı bu deneyimi olumsuz etkileyebiliyor. Ancak klasik müziğe hâlâ mesafeli duran gençleri yeni kurallarla karşılamak yerine, onları konser salonunun büyüsüyle tanıştırmayı daha doğru buluyorum. Benim hedefim, insanların telefonlarını yasak olduğu için değil, müziğin içine çekildikleri için ceplerine koymaları. Kalıcı bir dinleme kültürü, yasaklardan çok merak, ilham ve güçlü sanatsal deneyimlerle oluşuyor. 

‘Yaşamayı unutuyorlar” 

Yağmur Ender (Müzisyen): 

Açıkçası konuya iki farklı açıdan bakıyorum. Hem üreten hem de çok fazla konsere giden biri olarak bence durum biraz gri. Bağımsız isimler ve lokal sahneler için dinleyicinin o anları çekip paylaşarak destek olması harika bir şey, buna kesinlikle ihtiyacımız var. Ama işin diğer tarafında, baştan sona sadece ekran kaydı almak için orada duran kitleyi görmek cidden üzücü. İnsanlar anı yaşamayı unutuyorlar. Telefonları tamamen bir kenara bırakıp müzikle bir olmak, sanatçıyla göz göze gelip şarkılara bağıra çağıra eşlik etmek… İşte bu işin en değerli, en sahici kısmı bence bu. O hissiyatın yerini hiçbir ekran tutamaz. 

“Biz tek tek fark ediyoruz” 

Tansu Biçer (Tiyatro Oyuncusu):

Seyirci bazen izlediği oyundan etkileniyor ve çoğumuzun alışkanlığı olduğu üzere, bir şeyi yaşarken, duygularımızın harekete geçmesiyle birlikte bunu kayda alma arzusu doğuyor. Sadece “ben de oradaydım” demek için olmuyor. Ayrıca biz bazı oyunlarda şu tip geri dönüşler alıyoruz; oyun o kadar güzeldi ki telefonuma bakma ihtiyacı duymadım. Bu günümüz seyircisi açısından önemli bir veri. İnsanların böyle bir ihtiyacı var. İnsanlar bir oyunu izlerken aslında neyle karşılaşacaklarını çok da kestiremiyorlar. Kestiremeyince de en ufak bir sıkılma, iletişim kopukluğu anında hemen telefonlarına dönmek istiyorlar. Çünkü orası onların kapalı kutusu. O anlarda o kutuya girmek istiyorlar. Biz oyuncular sahnede olduğumuz anda algılarımız çok açık, normal hayatımızda olduğundan da daha açık. Seyircinin çoğunlukla anlamadığı yer de orası oluyor. Kalabalığın içinde o telefonların açıldığını fark etmediğimizi zannediyorlar ama biz tek tek fark ediyoruz. Bunların hepsinden etkileniyoruz. 

‘Kaçırmanın keyfi ön plana çıktı’ 

Uzm. Klinik Psikolog Beldem Sekban:

Dijital dünyada sürekli görünür olma, her anı kaydetme gibi bir baskı hissediyoruz ve böyle bir alışkanlık edindik. Sürekli ekrana düşen bildirimler, sosyal medya akışları ve bitmeyen iş e-postaları; bireyde anksiyete, dikkat dağınıklığı ve tükenmişlik hissi gibi sorunlara yol açabiliyor. Geçmiş yıllarda FOMO (Fear Of Missing Out- Olan biteni kaçırma korkusu) kavramı ön plandaydı. Bu kavramla anlatılmak istenen şuydu: Kişiler etraflarındaki olaylardan geç haberdar olup geride kalacaklarından korkarlar. Tüm bu durumlar kişide zihinsel yorgunluk yaratmakta. Ne kadar sosyal medya etkisinde olsak da artık insanlar bu olumsuz etkilerin farkında ve ruhsal olarak dinlenme alanı arayışı içine girdiler. Böylece FOMO kavramı yerine artık JOMO (Joy of missing out- Kaçırmanın keyfi) kavramı ön plana geçti. Yani insanlar artık başkalarının hayatlarını, etraflarındaki olayları kaçırmayı bir eksiklik olarak görmek yerine bunu bir özgürlük, ruhsal iyileşme süreci olarak görmeye başladılar ve dijital detoksa başladılar. Araştırmalar, dijital detoksun stres seviyelerini azalttığını, uyku kalitesini arttırdığını ve odaklanma becerisini güçlendirdiğini gösteriyor. Sürekli dijital uyaranlar, kendimizle ve çevremizle bağlantı kurma fırsatını elimizden alıyordu. Böylelikle telefonsuz konserlerde, tiyatrolarda ya da festivallerde insanlar artık “anda” kalabilmeyi öğreniyorlar.

Kaynak: Milliyet

REKLAM ALANI
Şehrin nabzını tutan, en son gelişmeleri anında sizlere ulaştıran sesimiz olmaya devam ediyoruz. Denizli’nin sesi olan Denizlim Haber ile şehre dair herşeyi keşfedin. Takipte kalın en yeni haberlerle güncel kalın.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.